ONLINE HİZMETLER
ONLINE HİZMETLER

MEME KANSERİ

MEME KANSERİ

MEME KANSERİNDE KRİYOABLASYON VE ABSKOPAL ETKİ | DONDURMA TEDAVİSİNİN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE ETKİSİ

Meme kanserinde kriyoablasyon (dondurma tedavisi) yalnızca tümörü yok etmekle kalmaz, bağışıklık sistemini de aktive edebilir. Abskopal etki ve güncel bilimsel veriler hakkında bilgi alın.

Meme kanseri, dünya genelinde kadınlar arasında en sık teşhis edilen ve ne yazık ki kansere bağlı ölümlerde de üst sıralarda yer alan ciddi bir sağlık sorunudur. Yalnızca 2020 yılı verilerine göre dünyada 2,3 milyon yeni vaka bildirilmiş olup, bu tablonun ilerleyen yıllarda giderek artması öngörülmektedir. Hastalığın standart yerel tedavisinde cerrahi müdahale (tümörün kesilerek alınması) halen en yaygın yöntem olsa da, modern tıp dünyası hastanın estetik görünümünü ve yaşam kalitesini koruyan, ameliyatsız (minimal invaziv) alternatiflere doğru büyük bir kavramsal geçiş yapmaktadır. Bu yenilikçi yöntemlerin en çok umut vadedenlerinden biri olan kriyoablasyon (kanserli dokuyu dondurarak yok etme işlemi), cerrahinin risklerinden kaçınmak isteyen hastalar için mükemmel bir seçenek sunmaktadır. Ancak kriyoablasyonu sadece yerel bir tedavi olmaktan çıkarıp tıp camiasında devrimsel kılan asıl özelliği, bağışıklık sistemini kansere karşı topyekûn bir savaşa hazırlayarak "abskopal etki" adı verilen sistemik bir koruma sağlamasıdır.

Kriyoablasyon işlemi genel hatlarıyla; ultrason rehberliğinde tümörün merkezine yerleştirilen ince bir prob aracılığıyla, eksi 160 derecelere varan dondurucu gazlar kullanılarak gerçekleştirilir. Yaklaşık yarım saat süren bu ağrısız işlem sırasında peş peşe uygulanan dondurma ve çözülme evreleri kanser hücrelerini fiziksel olarak yok eder. Hızlı dondurma aşaması, hücre içinde ve çevresinde buz kristalleri oluşturarak kanser hücrelerinin susuz kalmasına yol açarken, onu takip eden çözülme aşamasında su şiddetle yeniden hücre içine girerek tümör hücrelerinin zarlarını patlatır. Isı verilerek (yakılarak) yapılan diğer alternatif tedavilerde kanser hücrelerinin protein yapıları tamamen bozulurken; dondurma yöntemindeki bu hücre parçalanması, içerdeki tümöre özgü "antijenlerin" (bağışıklık sisteminin düşmanı tanımasını sağlayan biyolojik kimlik kartları) ve iltihap tetikleyici kimyasal sinyallerin zarar görmeden vücuda salınmasını sağlar. Bu mekanizma sayesinde tedavi gören tümör bölgesi, hastanın doğrudan kendi vücudunda üretilen "kişiselleştirilmiş bir kanser aşısına" dönüşür.

Hücrelerin parçalanmasıyla ortalığa saçılan bu antijenler ve uyarıcı sinyaller, vücudun doğal savunma mekanizmasını harekete geçirerek makrofajları, doğal katil (NK) hücrelerini ve çeşitli savunma askerlerini anında o bölgeye çeker. Profesyonel antijen sunan hücreler (APC'ler), bu kanser kalıntılarını toplayarak bağışıklık sisteminin komuta merkezine iletir ve sadece o hastanın meme kanserine özgü, özel bir T-hücresi ordusunun eğitilmesini sağlar. Tıp dünyasında radyoterapide de karşılaşılan "abskopal etki", tam bu bağışıklık uyanışından sonra kendisini gösterir. Abskopal etki; sadece işlem yapılan memedeki kanser hücresinin değil, vücudun diğer bölgelerine sıçramış olabilecek uzak ve gizli kanser odaklarının (metastazların) da bu uyarılan bağışıklık sistemi sayesinde küçülmesi veya yok edilmesidir. Bağışıklık sistemi, dondurulan alandan elde ettiği yüksek istihbarat sayesinde adeta tüm vücudu tarayarak kanser hücrelerini avlamaya başlar. Farelerde yapılan laboratuvar testleri, kriyoablasyonun oluşturduğu bu sistemik ve güçlü bağışıklık tepkisinin, vücuttaki gözle görülmeyen mikrometastazları tamamen temizlediğini ve hastalığın tekrarlama riskini klasik cerrahi ameliyatlara kıyasla belirgin şekilde azalttığını kanıtlamıştır.

Günümüzde bilim insanları, kriyoablasyonun tetiklediği bu doğal aşı etkisini daha da kalıcı kılmak için çeşitli yollar aramaktadır. Dondurma işleminin, bağışıklık sisteminin üzerindeki baskıyı kaldıran özel "immünoterapi" (kontrol noktası inhibitörleri) ilaçlarıyla eş zamanlı kullanılması en popüler ve başarılı stratejilerden biridir. İmmünoterapi sayesinde bağışıklık sistemi frenlerinden kurtulur ve abskopal etkinin gücü artırılarak vücudun kansere verdiği savunma tepkisi çok daha agresif hale getirilir.

Sonuç olarak; kriyoablasyon sadece memedeki bir kitleyi dondurup iz bırakmadan yok eden yerel, konforlu ve estetik bir poliklinik müdahalesi değildir. Hastalığın kendi hücrelerini bağışıklık sistemine yem olarak sunan ve abskopal etkiyle tüm vücudu koruyan sistemik bir kalkan inşa eden devrimsel bir tedavi felsefesidir. İlerleyen yıllarda yapılacak geniş çaplı bilimsel çalışmaların ışığında, kriyoablasyon ve bağışıklık güçlendirici tedavilerin birleşiminin, meme kanserinde açık ameliyatlara olan ihtiyacı büyük ölçüde azaltarak tedavide çığır açması beklenmektedir.